Kedi Tüyünden Felsefeye Bir Yolculuk

O Kişilik Bingo'sunu Çözmek: Tesadüfi Tanıma Sanatı

Kedi gibi bir sabırla beklemek gerek bazen. Bir şeyi tam olarak anlamadan önce, onun sadece olmasına izin vermek lazım. Bu blogda üçüncü kez okuyucularla buluşuyorum – ya da en azından bu konuya farklı bir pencereden bakarak. Belki de bunu kaçıncı defa anlatıyorum, bilmiyorum.

Bu serinin önceki yazılarında "rastgele buluşmaların" kimyasından, simetrilerinden bahsettim. Sanki bu karşılaşmaları bir algoritmanın çıktısı gibi inceledik, her biri kendi mikroskobik haritasıyla geliyordu. Ve ben, o haritayı okumaya çalışıyordum. Bir çeşit arkeolojik kazı gibiydi bu; bilinmeyen bir zihnin katmanlarını, sadece birkaç anekdot ve bakıştan oluşan gevrek bir kayaç gibi inceliyordum.

Ama son dönemde, bu 'inceleme' eyleminden vazgeçtim. Sanki bir şeyi vücudunuyla deneyimlemeden önce, sadece gözlerle tarif etmeye çalışmak gibiydi bu. Bu takıntı benim sanırım: Bir yabancının dış kabuğundan, onun tüm içsel dünyanın bir mikrokozmosunu çıkarmak zorunda hissetmek. Sanki bulduğum o ortak nokta, bütün bir bilinmezliğin anahtarıymış gibi.

Bingo Kartının Ötesi

Birini tanımaya çalışırken yapılan en büyük hata sanırım, onu kendi referans sistemimize oturtmaya zorlamak. Bu, o kişinin kendi gerçekliğini görmezden gelmek anlamına geliyor. Sanki benim melankolik ruh halimle kesişen bir nokta bulduğum anda, o kişinin de benim gibi bu dünyanın ağırlığını taşıdığına hükmediyorum. Bingo oynuyorum ben aslında; kendi önyargılarımın kazanıldığı bir oyunda.

Örneğin, o kişinin ani ve keskin bazen de oldukça sürükleyici olan yoğunluğu. Ben bunu hemen "Derinlik" diye etiketliyorum, sanki bu bir sabit özellikmiş gibi. Oysa o yoğunluk belki de sadece o anki çevresel baskının, onun bütün yaşam deneyimlerinin o günü kristalize ettiği yüzeydeki bir gerilim hattı olabilir. Benim bunu "Varoluşsal sancı" olarak okumam, bu gerilim hattının taşıdığı gerçek yükü bilmediğim anlamına geliyor.

Bu yüzden, bazen o mükemmel örtüşme anı gelmiyor. Ve ben sabırsızlanıyorum. Sanki o kusursuz uyumun gelmemesi, ya benim algımın yetersiz olduğu ya da onun gerçekten de bu kadar karmaşık bir yapıya sahip olmadığı anlamına geliyormuş gibi hissediyorum.

Bu, kendi tanıma yolculuğumun en zorlu kısmı: Bir başkasının basit bir jestini, kendi karmaşık iç dünyamınla çarpıştırıp onu devasa bir esere dönüştürme arzusu. Ve oysa belki de mesele bu kadar derin değil. Belki de mesele sadece, aynı odada nefes almanın verdiği o ince, geçici sessizliktir.

Oysa ben yine de bakıyorum. Tekir uyuyor ve bu anlık dinginlik, bazen en büyük felsefi çığlığımız oluyor. Ve ben o sessizliğin hangi bilinmezliği taşıdığını merak ediyorum.